İSLAMDA AİLE

İslâm’ın ulvî bir hedefi vardır; çoğalmak, büyümek, yayılmak, Allah’ın adını cihana duyurmak, O’na ibâdet edenlerin sayısını arttırmak. İnsanı yaratan, ona bu yüce hedefi gösteren Mevlâ, üreyip çoğalmayı, evlenip aile yuvası kurmaya bağlamıştır. Bu itibarla bekârları evlenmeye teşvik ederek şöyle emreder: “Beğendiğiniz kadınlarla evlenin.” (18)

Evliliğin gayesinin de hayırlı, dinine, milletine bağlı evlat kazanmak olduğu, mü’minlere Kur’an’ın şu âyetiyle anlatılır:

Onlar ki, “Ey Rabbimiz, derler, bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin aydınlığı olacak (salih evlatlar) ihsan et. Bizi takva sahiplerine rehber kıl.” (19)

Birçok hadis-i şerif’lerinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de, inananları evlenmeye, âile yuvası kurmaya teşvik eder. Böylece yeni yeni nesillerle kâinat mâmur olacak, dünyanın süsü, zîneti olan yavrular hayata canlılık katacaktır; Allah’ı anıp, O’na ibadet eden nesil çoğalacaktır; evlilik suretiyle aralarında yeni yeni akrabalıklar kuracak olan aileler, birbirlerine ülfet edip sevgiyle bağlanacaklar, muhabbetle kucaklaşacaklardır. Evlenen insanlar bu sûretle nefislerini günaha düşmekten alıkoyacaklar, Allah’a huzur ve sukûn içinde yaklaşmanın yollarını arayacaklardır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bekârları evlenmeye teşvik ederek buyurur ki:

“Gençler! Ailesini geçindirecek kadar geliri olanlarınız derhal evlensin! Çünkü evlenmek gözü haramdan daha fazla sakındırır, nefsi daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler oruç tutsun! Zîra oruç şehveti kırar.” (20)

Maddî imkânın az oluşu evlenmeye engel teşkil etmemelidir. Bir aileye lüks ve israf girdi mi bu temenninin elbette bir değeri olmaz. Evlenmeden önce verilen mehrin (21) çokluğu, düğün masraflarının hesapsız oluşu, günlük ev gelir ve giderlerindeki ölçüsüzlük, İslam’ın rûhu ile bağdaşmadığı gibi, fakirliğin evlenmeye engel teşkil etmemesi hususundaki temennimize de tatbik imkanı vermez. Hz. Peygamberimiz (s.a.s.)’i evlenme konusunda da rehber kabul edenlerin onun kızlarını, sahabilerini evlendirirken verdiği ölçüyü benimsemeleri gerekir. Fakir müslümanların da evlenmek sûretiyle nefislerini günahtan korumaları gerektiğini kabul edenler, evlenmeyi zorlaştırmazlar. Rasûl-i Ekrem’in hayatından aldığımız şu misâl ibret vesilesi olmalıdır. (22)

Bir defasında Nebiyy-i Muhterem’in huzuruna bir hanım gelerek kendisini zevceliğe kabul etmesini istedi. Efendimiz gözlerini indirip sukût ettiler. Orada bulunan bir Sahâbi:

- “Ya Rasûlallah” dedi. “Bu hanımı benimle evlendirseniz olmaz mı?” Rasûl-i Ekrem ona:

- “Mehir olarak verecek bir şeyin var mı?” diye sordu. O Sahâbi:

- “Hayır Ya Rasûlallah, yanımda hiçbir şey yoktur.” dedi. Rasûl-i Ekrem:

- “Haydi git, araştır ve demir bir yüzük olsun bul, getir, tak.” buyurdu. Sahâbi kalktı, gitti. Bir müddet sonra dönüp gelerek:

- “Hayır ya Rasûlallah, dünyalık bir şey, demir bir halka bile bulamadım! Lâkin şu ihramım var; bunun yarısını verebilirim.” dedi.

Üzerine giyeceği bir gömleği bile bulunmayan bu fakir Sahâbiye Rasûlüllah buyurdu ki:

- “İyi ama ihramın yarısı neye yarar? Geri kalan kısmıyla sen ne yaparsın? Onu sen giysen kadın açık kalır, kadın giyse sen açık kalırsın.”

Adamcağız bulunduğu yere oturdu. Uzun müddet öylece kaldı. Sonra üzüntülü bir halde kalktı, gitti. Onun ümitsiz hali Rasûlüllah’a dokundu. Arkasından birini gönderip çağırtarak:

- “Kur’an’dan ezberinde bir şey var mı?” diye sordu. Fakir Sahâbi:

- “Ezberimde şu sûre var, şu sûre var...” diye saymaya başladı. Bunun üzerine Peygamberimiz:

- “Kur’an’dan ezberindeki sûrelerle seni bu kadınla evlendirdim.” buyurdu.(23)

Müslümanlar evlenme, evlendirme hususunda Peygamberlerinin sünnetini benimsedikleri takdirde fakirler için evlilik bir problem olmaktan çıkacaktır. “İffetli yaşamak düşüncesiyle evlenen kimseye Allah’ın yardım edeceğini”(24) ifade eden Hadis-i şerif de bunu göstermektedir.

Evlenip yuva kurma imkânına sahip bulunmayan Müslümanlara ise, mü’min kardeşleri yardım etmelidir.

Ashab-ı Kiram da bekarlığı hoş görmez, bundan şiddetle kaçınırdı.

İbn-i Mesûd (r.a.) diyor ki: “On günlük ömrüm de kalsa Allah’ın huzuruna bekar olarak varmamak için, yine de evlenmek isterdim.” (25) İnanan zenginlere hitâben Cenâb-ı Hakk’ın şu âyet-i celile’sini gözler önüne seriyorum:

“İçinizden bekâr olanları ve kölelerinizden, câriyelerinizden sâlih ve mü’min olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah (c.c.) Onları fazl-u keremi ile zengin yapar.” (26)

 

 

(19) Nûr: 74.

(20) Sahih-i Buharî, Savm 10; Sahih-i Müslim, Nikâh bahsi, c. 1, Sh. 3.

(21) Mehir: Evlenme esnasında kadına takdir edilen nikâh bedeline denir. Muaccel ve müeccel olmak üzere ikiye ayrılır. Muaccel mehir nikah esnasında ağırlık nâmı ile verilen miktardır (Bugün ülkemizde felâket halini alan bir nevi başlık.) Müeccel mehir ise, nikâh akdi fesh edildiğinde (eşler ayrılınca), karı veya kocadan birinin vefatı vukuunda verilmek üzere, nikâhı akdederken tâyin olunan nikâh bedelidir. Mehir, kadının hakkıdır. Bu hak Allah Teâlâ tarafından erkekler üzerine vacip kılınmıştır. Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de: “Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek, (Allah’ın) bir âtiyye(si) olarak verin. Bununla beraber, ondan birazını gönül hoşluğu ile bağışlamış olurlarsa, onu da içinize sine sine (afiyetle) yiyin” buyurmuştur. (Nisa: 4) Nikah esnasında mehir konuşulmamış, takdir edilmemiş bile olsa nikâh bedeli kadının hakkı olmakta devam eder.

(22) Yaşar Kandemir, İslâm Ahlâk Ders Notları, İst. 1975, Sh. 36-37.

(23) Buhari, Tecrid-i Sarih Tercemesi, Nikâh, C.11. Sh. 293-294.

(24) Tirmizi, Fezailu’l - Cihâd, 20.

(25) İmam-ı Gazzalî, İhyâ-u Ulûmiddin, C. 2, Sh. 23.

(26) Nûr: 32.